|
|
|
TEVFİK FİKRETLİ OLMANIN AVANTAJLARI
ÜNİVERSİTE, LİSANS EĞİTİMİ:
Tevfik Fikretli olmanın avantajlarından biri, Tevfik Fikret Lisesi
öğrencisinin, yüksek tahsili için üniversite seçme aşamasına geldiğinde önündeki
seçeneklerin, aynı sınavlara gireceği diğer arkadaşlarından daha fazla
olmasıdır. Bu seçenekleri yurt içi ve yurt dışı için ayırabiliriz.
YURT İÇİ OLANAKLARI:
Bilindiği gibi ülkemizde Fransızca eğitim yapan, özel kanunla kurulmuş devlet
üniversitesi statüsünde olan, Fransa’daki belli başlı üniversitelerle ortak
eğitim projeleri geliştiren ve ÖSS sınavı ile girişte bir hayli yüksek puanlarla
girme şansı elde edilebilen bir üniversite var: Galatasaray Üniversitesi.
Tevfik Fikret Lisesi öğrencileri, lise son sınıf öğrencisi oldukları yıl,
yalnızca Türkiye’deki Fransızca öğretim yapan ortaöğretim kurumlarının
öğrencilerine açık olan bir sınavla (ÖSS’ye oranla çok daha az kişiyle
yarışarak) bu üniversiteye girme şansı elde edebiliyorlar. Okulumuzda lise ders
programları, öğrencilerimizi bu sınava hazırlamaya uygun etkinliklerle
zenginleştiriliyor.
YURT DIŞI OLANAKLARI:
Tevfik Fikret Lisesi mezunlarının sahip olduğu diploma, Fransız makamları
tarafından “Bakalorya” eşdeğeri olarak tanınmaktadır. Tevfik Fikret Lisesi
mezunları, diledikleri takdirde yüksek öğrenimlerini Fransa’da, hepsi YÖK
tarafından tanınan devlet üniversitelerinden birinde sürdürebilmektedirler. Söz
konusu üniversiteler, devlet üniversitesi olduğu için eğitim ücretsizdir; ancak
üniversiteye ve branşa bağlı olarak değişen kayıt harcını ödemek ve Fransa’da
yaşamak için (kira, seyahat, vs.) gerekli harcamaları üstlenmek gerekmektedir.
Başvuru için her yıl Fransa Büyükelçiliği tarafından verilen takvime göre
başvuru dosyalarını doldurmak ve birtakım formaliteleri yerine getirmek
gerekmektedir. Bu takvim ve formaliteler, okul yönetimleri tarafından
öğrencilere uygun takvimde bildirilmektedir.
LİSANSÜSTÜ EĞİTİM VE BURS OLANAKLARI:
Tevfik Fikret Lisesi mezunlarından lisans eğitimlerini Türkiye’deki
üniversitelerde yapanlar, istedikleri takdirde lisansüstü eğitimlerini Fransa’da
burslu olarak sürdürme olanağına da sahip oluyorlar. Bunun için bir ön araştırma
yaparak üniversitelerini seçmeleri, o üniversiteyle yazışarak kabul cevabı
almaları ve yine Fransa Büyükelçiliği tarafından belirtilen takvimde burs
başvuru dosyası doldurarak ülke çapında oluşturulan jüri tarafından başarılı
bulunmaları gerekiyor.
Mezunlarımızın Gözüyle Tevfik Fikretli Olmak
Canım öğretmenlerime ve özellikle Ayşe öğretmenime,
Ben bir Tevfik Fikret’liyim
Tam 17 yil öncesiydi, şimdi sadece mezunların anılarında yer alan olan o
barakalardan içeri girdiğimde. Tanrım! Şu anki Tevfik Fikret öğrencilerinin
çoğunun yaşamış olduğu yıl toplamindan bile fazla bir zaman aralığından söz
ediyorum ve bu sözlere ben bile inanamıyorum.
Ama benim gerçek Tevfik Fikret maceram, hazırlık sınıfını arkada bıraktığımız
o okul yılı sonunda yapılan törende başlamıştı. Yıl 1984 ve eğitim yılı sona
eriyor. O yılın mezunları adına, okul birincisi konuşma yapacak. Hiç gözlerimin
önünden gitmeyecek; hepimiz, tüm okul bahçede sıralanmış beklerken, kürsü’ye
minyon, tatlı, kizil saçları başının üzerinde ateşten bir hale yaratan bir abla
çıkmıştı. Sanırım Ülker’di adı. Konuşması boyunca, gözlerimi,dikkatimi ondan
alamamıştım. Konuşması beni büyülemişti. Konuşmasını neredeyse kağıdından değil
de yüreğinden okuyordu. Belki de zaten yüreğindekileri kağıda dökmüş olduğu
için. Şu anda benim yapıyor olduğum gibi.
Ülker sustuğunda tüm lise sonlar hıçkırıklarla ağlıyorlardı. HEPSİ. Ve benim
beynimde konuşmasının bir bölümünde söylemiş olduğu sözler yankılanıyordu:
Tekrar, tekrar. “Yedi yılın nasıl geçtiğini anlamadım”. O gün bir yemin etmiştim
kendi kendime. Sadece 12 yaşımda ettiğim bu yemini de, gerçekten geri kalan 6
yıl boyunca uyguladım ve 18 yaşımda okulumdan mezun olurken, 12 yaşındaki ben’i
de olgunluğundan ötürü kutladım.12 yaşımda kendi kendime şunu söylemiştim:
“Tevfik Fikret’teki yıllarımı öyle bir şekilde yaşayacağım ki, mezun olurken
“nasıl geçti anlamadım, keşke geri dönebilsem” demeyeceğim.
Ondan sonraki 6 yıl boyunca, okulun kapısından her girişimde ama gerçekten
her girişimde, her okul sabahı, sabah zorla kalkmış olmanın sıkıntısı içerisinde
de olsam, okulda beni, belki de o gün, tatsız olduğunu düşündüğüm şeyler de
bekliyor olsa “İrem” dedim kendi kendime “bugün de özel birgün, çünkü gün
gelecek Tevfik Fikret öğrencisi olarak giremeyeceksin bu kapıdan, o yüzden her
anını doya doya yaşa”.
Şimdi, mezuniyetimden tam 9 yıl sonra hem küçük Irem’e hem de ablası Ülker’e
ne büyük bir teşekkür borçlu olduğumu görüyorum. 9 sene geçti ve ben birgün
olsun, “keşke o günlere dönebilsem” demedim. Özlemediğimden değil asla. Aksine
çok çok özlüyorum. Ama her günümü doyasıya yaşadığım için, geri dönsem de farklı
bir şekilde yaşamak istemeyeceğimi biliyorum. Geri dönsem de bir tek günü
değiştirmek istemezdim. O zaman zaten niye geri dönmek isteyeyim ki?
9 yıl geçmiş aradan diyecekler, tabi mutlu anar. Yanılıyor olacaklar bu
şekilde düşünenler. Ben Tevfik Fikret’te okurken, ağlarken de mutluydum,
öfkelendiğim zamanlarda da mutluydum, kurallara kızıp baş kaldırırken de
mutluydum (hatta o zamanlarda daha da mutluydum, problemli miymişim, neymişim?).
Sonradan çok mutsuz oldum da çocukluk – gençlik günlerimi mutlulukla anıyor
da değilim. Okuluma, öğretmenlerime, hatta arkadaşlarıma bile öfkelendiğim
zamanlar az değil. Hatta olgunluğa götüren onca yıla ve yaşanmışlığa karşın, o
yıllarda bazı öğretmenlerimde gördüğüm ve hatalı kabul ettiğim davranışların
bazılarının hala hatalı olduğunu düşünürüm. Ama çok önemli bir fark var ortada,
gerçek hayatla benim lise hayatım arasında; bize uygulanan kurallara, hep
sinirlendiğimiz katı disiplinine ve baskı altında olduğumuzu düşünmemize rağmen,
aslında hiç de öyle değilmiş. Yine de haksızlık olduğunu düşündüğümüz şeylere
baş kaldırma özgürlüğümüz varmış, yine de bize savaşma özgürlüğü tanınıyormuş,
yine de gerçek hayatta olmadığı kadar sesimizi duyurabiliyormuşuz. Aslında pek
çok kez, pek çok nedenle kızdığımız hocalarımız, bizi, sözlerimizi,
duygularımızı pür dikkat dinliyorlarmış. Hatta okulumun öğrencileri hayata çok
iyi hazırladığı söylenir. Bu ‘yanlış’tır. Gerçek hayat’ta bu kadar demokrasi
yok. Gerçek hayatta bu denli temiz dostluklar yok. Gerçek hayatta, kimse, hiç
kimse, öğretmenlerinizin sizler için kendini feda ettikleri gibi, feda etmiyor
kendini. Gerçek hayat çok mu kötü? Elbette hayır. Hayat lise’den sonra da çok
güzel. Hele ki bir Tevfik Fikret’linin donanımı ile ayak atıyorsanız dünyaya,
hayat gerçekten çok güzel oluyor. Benim söylemek istediğim, Tevfik Fikret
öğrencisinin buradaki arkadaşlarına sımsıkı sarılması gerektiği. Sonradan
yaşamınıza bir sürü insan giriyor, (bunlara hayatımızı paylaştığımız o çok özel
insan dahil, sahip olduğumuz veya olacağımız çocuklarımız dahil) ama buradaki
dostluklar hepsinden ayrı bir yer tutuyor, en azından tutmalı. Dünyanın dört
köşesine dağılıp onları, arkadaşlarımızı, öğretmenlerimizi, yaşamımızın bir
parçası olarak tutmayı başaramasak bile, anılarımızdan kayıp gitmelerine izin
vermemeliyiz. Orada bile bize güç vereceklerdir çünkü.
Tevfik Fikret’in öğrenimini; müfredatı, Malazgirt savaşını,
kosinüs-sinüsleri, dünyadaki akarsuları tartışmayacağım sizlerle ama bizim
öğrenimimizdeki fark olan Voltaire’i, Racine’i, Moliere’i, sınıfa girip de
bilumum fizik-kimya-matematik’i bir de Fransızca anlatan öğretmenlerimi,
Fransızca’nın gramer kurallarını, sınıfta yarım kulak belki hayaller kurarak,
bazen de test çözerek dinlememin bile beni francophone eğitim almayan
diğerlerinden ne kadar daha şanslı, daha güçlü, daha duyarlı ve hayat kulvarında
daha önde kılmış olduğunu anlatamam. Bunu Tevfik Fikret öğrencileri yaşayarak
görecekler.
Ama Tevfik Fikret’in EĞİTİMİ! İşte burada bahsettiğim, öğretmenlerim.
Tavırları, yaklaşımları, hareketleri, tepkileri, sevgileri, verdikleri, vermeye
çalıştıkları. Eski günlüklerime baktığımda, bazen öyle şeyler yapmışlar ki,
gerçekten çıldırasım gelmiş, öyle şeyler yapmışlar ki, hala okurken ‘ne gerek
varmış ki?’ derim ama, hatta kocaman bir AMA; sonuca bakıldığında (ki o sonuç
“ben”im) aslında harikalarmış. Eğer insanoğlu hata yapmasıyla İNSAN oluyorsa,
öğretmen olan kişi İNSAN’lığa en uzak kişi. Çünkü insanlığın çok çok üstünde bir
kişi. VE Tevfik Fikret’te öğretmenlik yapan kişi ise çok çok daha üstün (ama
elbette bir Tevfik Fikret’linin öğretmeni olduğu için de diğerlerinden çok daha
şanslı).
Uzuuun sözün kısası, 7 tam yıl boyunca, Tevfik Fikret’teyken, sevindim, mutlu
oldum, ağladım, üzüldüm, kahkaha attım, kabullendim, savaştım ama daha çok
savaştım (hatta sınıfça disipline bile gittik, hatta çok kez müdüre hesap vermek
zorunda kaldım), sevdim, sevildim, öfkelendim, öfkelendirdim. Ve bugun size
rahatlıkla söyleyebilirim; yaş 27 ve birgün çocuk sahibi olduğumda veya olursam,
hayatımdaki o en önemli varlığı, uğruna canımı bile verebileceğim bebeğimi
Tevfik Fikret’e yollayacağım. Tevfik Fikret öğretmeni, benim için en değerli
olacak olan varlığı emanet edebileceğim tek kişi olacaktır.
Tüm öğretmenlerime ve tüm okul arkadaşlarıma 7 yıl için değil, Tevfik
Fikret’e girdiğim günden bu yana geçen 17 yıl ve ömrümün sonuna kadar
yaşayacağım tüm yıllar için teşekkür ederim.
İrem Selamoğlu
Ben H. Mete TANIR,
(Diğer adımla Miti, Prometeus veya Metegöz; 1985 mezunları anlar…)
1985 yılında yuvadan ayrıldım, dönem ikincisi olarak mezun oldum. Hacettepe
Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni kazanarak buradan, 1992 yılında dönem dördüncüsü
olarak mezun oldum. Aynı yıl, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın
Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nü TUS (Tıpta Uzmanlık Sınavı) otuzuncusu olarak
kazandım. Lisemin adını her yerde önde tuttum ve ne kadar isabetli bir seçim
yaptığımı ve saygın bir liseden mezun olduğumu hissettim. Benim gibi, bütün
mezun olan arkadaşlarımın da aynı duygular içinde olduklarından eminim.
Yeni mezun olan veya olacak arkadaşlarıma şu mesajı vermek istiyorum:
“LİSENİZİ SEVİN, ÖĞRETMENLERİNİZİ SAYIN.” Başarının anahtarı burada bence: Okul
sevgisi, disiplinli bir çalışma ve uyumlu insan ilişkileri.
Ben yaşadığım sürece Tevfik Fikretliyim ve öyle kalacağım. Çocuklarıma da
gururla bu liseden mezun olduğumu devamlı söyleyeceğim.
Ben 201 no’lu 6 – B öğrencisi Mete TANIR’ım halen. Yuvadan hiçbir zaman
kopmadım; ama çalıştığım iller Ankara dışı olduğu için, çoğu zaman fiziksel
olarak orada bulunmasam da gönlüm, aklım yuvamda idi. Ben bir baraka çocuğuyum.
Eski baraka okulda büyüdüm, yetiştim ve üniversiteye adım attım. Üniversiteye
adım atarken okulumu yüceltmek ve okulumla herkesin gurur duymasını istedim.
Bunu, şahsım adına, başardığım için çok mutluyum.
Ben bir öğretmenim aslında, doktorluk mesleğimin yanında. Yenilikçi, çağdaş
tıp öğrencileri ve araştırma görevlileri yetiştiriyorum, onlara hocalık
yapıyorum. Öğretmenliğin ne kadar kutsal bir meslek olduğunu şimdi daha iyi
anlıyorum.
Beni yetiştiren bütün hocalarımın ellerinden öpüyor, taze Tevfik Fikretlilere
ne kadar şanslı olduklarını bir kez daha hatırlatmak istiyorum.
Ne mutlu Tevfik Fikretliyim diyene ve o ruhu halen içinde yaşatabilene!
Hepinize saygı ve sevgilerimi sunuyorum.
H. Mete TANIR – 1985 mezunu
|
 |