|
|
|
TEVFİK FİKRET
TEVFİK FİKRET’İN SANATINA DAİR
Sanatı, yaşamının odağına yerleştirmiş bir insandır Tevfik Fikret. Onun
yaşamında edebiyat, resim ve mimari ömrü boyunca hep iç içe olmuştur.
Şiirleriyle resmi, resmiyle mimariyi ömrünün sonuna dek bir arada sürdürmüştür.
Bu çalışmalarında hep kişisel çabasıyla yol almıştır.
Kendi dönemine kadar Türk şiirinde birtakım değişiklikler başlatılmış olsa
bile, değişmeler şiirin anlamına yönelik olup Divan edebiyatı geleneği, şiirin
biçiminde yaşamayı sürdürmekteydi. O, Türk şiirinin yalnızca anlam yönünden
değil, biçim yönünden de değişmesi gerektiğine inanmıştı. Yönü batıya dönük bir
aydının batının rüzgârına kendini vermesi sonucuydu bu değişiklikler. Ondaki
değişikliklerin kaynağı batı düşüncesiydi. O, belli kalıplar altında yaşayamayan
“ Fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür bir şairim.” diyen karakterde bir aydındı.
Bu nedenle kendisini sınırlayan biçim öğelerini de değiştirmesi gerekiyordu. O
da değişimin öncülerinden oldu. Tanzimat’ın birinci dönem aydınlarının
başlattığı hareketin bayraktarlığını alarak farklı mecralara götürmeyi
başarabildi. Divan şiirinde kullanılan müstezat nazım biçiminin yapısını
değiştirerek kullandı ve bu yeni biçim daha sonra serbest müstezat olarak
adlandırıldı. Tevfik Fikret’in bu yeniliği kendisinden sonra gelişecek şiirdeki
yeniliklerin de öncüsü oldu. Bu biçim değişikliklerini “Senin Yerinde, Bir Levha
İçin, Terennüm” gibi şiirlerde görmek mümkündür.
SENİN YERİNDE
Senin yerinde olaydım, güzel çocuk, bilsen
Neler yapardım ben,
Neler yapardım o belirsiz bakan gözlerle
Senin yerinde olaydım o esmer güzellik,
O tazelikle, o şûh
Ateşli gençlikle, o sımsıcak ruhla,
Bütün gönülleri hayran eder, büyüler,
Ve nedensiz küsüp,
Uzaklaşırdım… O biçare kalpler o zaman
Sevgimle, yokluğumla ağlaşıp yalvararak
Sönüp giderlerken
Durur gülerdim uzaktan, güzellik göğümden
Senin yerinde olaydım, tüm aşk güneşleri
Tutsak ve duraksız,
Dönerdi titreşerek gururum etrafında.
Senin yerinde olaydım, kendi dudaklarımda
Ölür de öpmelerim,
Kimsenin sevgi hazzına hizmet etmezdi.
Yazık değil mi fakat nâzlı bir melek vücudu
Sevilmeden ölsün?...
Senin yerinde olaydım, hayır, severdim ben;
Ve kendi güzelliğimi başlardım ilk, sevmekten.
Bu rûh için bir hak:
Biraz da kendini sevmek değil midir, yaşamak?
Tevfik Fikret için sanat ve estetik yapı ön plandadır. Gerek yazılarında
gerek şiirlerinde sanat inceliğini ve değerini sık sık ön plana çıkaran şair, “
Heykel-i Giryan” adlı şiirinde sanatın gücünü şöyle vurgulamaktadır:
Sanat nasıl bir kudrettir ki, büyüleyen dokunuşuyla taşlar canlanıyor;
Nasıl bir deha şimşeğidir sanat ki, parıltısının aksiyle
Katı bir taşta hayat yaratıyor?... Hayretler!
Sanatın bu gizli gücü karşısında hayran kalan şair, “Evet, sanat bir aşktır
ve yalnız bir aşktan ibarettir.” der.
Tevfik Fikret’in sanatçı kişiliği yalnızca şiir sanatı çerçevesinde
düşünülmemelidir. O, sanat yaşamına şiirden önce resimle başlamıştır. Fikret
çocukluğunun geçtiği Aksaray’daki konağın, kendisine ayrılan küçük odasını
anlatırken şöyle der: “Odamın camekânı vardı. Orada oturur, yazı yazar, resim
yapardım. Büyük bir yazı ile ‘Ressam Tevfik’ yazmış ve içerden pencereye
asmıştım. Dışarıdan bakınca yazıyı ters gördüm, canım sıkıldı.” Şiirin biçim
yapısı üzerinde ortaya koyduğu değişimlerin de kaynağında bu durumun büyük
etkisi olmuştur. Fikret, yaşamının sonuna dek şiirle resmi bir arada götürmüş,
her ikisi de onun duygularını anlatan bir ayna olmuştur.”Resim Yaparken” adlı
şiirindeki “ on gündür işte uğraşıyor fikrim sanatım / bir his dalgasını
resmetmek için.” dizeleri bunu iyi yansıtır.
Fikret’in resme olan merakı kendisini “Ressam Tevfik” olarak adlandırmasında
açıkça görülmektedir. Onun yaşamında resim hep var olmuştur. Âşiyan’ın
duvarlarını onun tabloları süslemektedir. Sanatçının bugün Âşiyan Müzesi’nde
bulunan ve üst köşesine “Tecrübe-i kalem olmak ve son sene imtihan salonuna vaaz
olunmak üzere, Mekteb-i Sultani, 1888” yazılmış karakalem bir portresi onun lise
yıllarında resim sanatında ne kadar ilerlemiş olduğunu gösterir. Tevfik Fikret
daha sonraki yaşamında da resim yapmayı sürdürmüş ve ne kadar yetenekli bir
ressam olduğunu göstermiştir. Tevfik Fikret’in dostu Feyhaman Duran onun
ressamlığı için, “Ah Fikret, yalnız bir iki sene Avrupa’da bulunup resim tahsil
edeydi, billahi Türklerin en muktedir, en şahsiyet sahibi ressamlarından biri
olurdu.” derken, yıllar sonra Bedri Rahmi Eyüboğlu, “Fikret’e şiir yazmayı
kesinlikle yasak etseler, şiire harcadığı emeği resme katmasını zorlasalar
yalnız memleket çapında değil, dünya çapında bir ressam olurdu.” demiştir.
Tevfik Fikret’in şiirleriyle resimleri arasında sıkı bir bağlantı vardır.
Kimi resimlerini şiirlerinden yola çıkarak oluşturduğu gibi birçok şiirini de
resimlerden etkilenerek ortaya çıkarmıştır. Bu etkilenme, kendi yaptığı
resimlerden olduğu gibi başka ressamların resimlerinden de olmuştur. Bunlardan
bazıları, “Beyaz Yelkenli” “Hayran” “Bir Yaz Levhası” gibi manzara resimleri ve
bu görünümler için yazılmış doğa şiirleridir.
BİR RESİM ÖNÜNDE
Güldün bu büyüklenme seni güldürdü; o kaşlar,
Bir ok gibi ateşli bakışlarla donanmış
O gözler, o bakırdan göğüs, sanki atlar
Bir kaplan gibi hızlı, kanatlanmış,
Görkemli davranışları ve arslan pazusuyla
Sinirlerini oynattı… Bu doğuştan, soyundan
Gelen yiğitlik sana uzak atalardan kalma
Şerefli bir armağandır; sen bu cesur, soylu kanı
İnsanlığı yaşatmak için dökeceksin;
Hak bellediğin yola yalnız gideceksin!
Tevfik Fikret’in öteki yönü de mimariyle olan sıkı bağıdır. Ressamlığının
etkisiyle olsa gerek Âşiyan’ın planını kendisi çizmiş ve Âşiyanı ona uygun
yaptırmıştır. Âşiyan onun için, içinde bulunulan durumdan bir kaçış yeri, bir
sığınak olmuştur. Tevfik Fikret hakkında yakın dostları her ne kadar
kalabalıktan kaçan, yalnızlıktan hoşlanan bir karakteri olduğunu söylese de onun
şiirinde toplum geniş yer alır. Onun şiirlerinde toplum sorunlarının temel
sorunlardan biri olduğu görülmektedir. Özellikle “Sis” ve “Hân-ı Yağma” şiirleri
onun sosyal, siyasal, bürokratik gelişmeler karşısındaki tavrını açıkça ortaya
koymaktadır. Toplumsal yaşamdaki değişiklikler ve gelişmeler elbette sanatını da
etkileyecektir. Onun şiirindeki değişikliklerin bir nedeni değişen de toplumsal
yapıdır.
SİS
Sarmış yine ufuklarını inatçı bir sis,
Bir akça karanlık ki bu gitgide artan.
Basıncının altında silinmiş gibi her şey,
Bir tozlu ve görkemli yoğunluk ki bakışlar
Dikkatle işleyemez derinliğine, korkar;
Ama lâyık sana bu karanlık, derin örtü,
Lâyık bu örtünüş sana, ey sahnesi zulmün!
Ey sahnesi zulmün… Evet, ey sahnesi gösterişin,
Ey facialarla bezenmiş parıltılarla dolu sahne!
Ey parlaklığın, gösterişin beşiği ve mezarı;
Doğunun ezelden beri hep göz alan kraliçesi;
Ey kanlı sevgileri tiksinmeden, ürpermeden
Besleyip büyüten zevk düşkünü göğüs,
Ey Marmara’nın mavi kucağında
Ölmüş gibi dalgın uyuyan canlı yığın;
Ey köhne Bizans, ey koca gözbağcı bunak,
Ey bin kocadan artakalan kız gibi dul
Hâlâ titrer üstüne bütün gözler senin.
Dışarıdan, uzaktan açılan bakışlara süzgün
Mavi gözlerinle ne uysal görünürsün.
Uysal; fakat en kirli kadınlar gibi uysal;
Üstünde coşan gözyaşının hepsine hissiz.
Temelin atılırken daha bir hayın el
Yapına zehirli bir lânet suyu katmış sanki!
Bir sahtecilik kiri dalgalanır zerrelerinde,
Bir zerre temizlik bulamazsın içerinde;
Hep sahteliğin, hep hasedin, hep çıkarın kirliliği;
Yalnız bu… ve yalnız bunun yükselme ümidi.
Milyonla barındırdığın cesetler arasından
Kaç tane alın vardır çıkacak pak ve ışıklı?
Örtün, evet ey facia… Örtün, evet ey kent;
Örtün ve de sonsuz uyu, evrensel orospu.
Ey debdebeler, tantanalar, şanlar, alaylar;
Kaatil kuleler, kaleli, zındanlı saraylar;
Ey anıların kurşun kaplı türbesi, ulu tapınak;
Ey mağrur sütunlar ki bağlı birer dev,
Geçmişleri geleceklere anlatmaya memur;
Ey dişleri çürümüş sırıtan sur kafilesi;
Ey kubbeler, ey şanlı yapıtlar, dualar için;
Ey doğruluğun sözlerini taşıyan minareler.
Ey damları çökmüş medreseler, mahkemecikler;
Ey servilerin siyah gölgesinde birer yer
Tutabilmiş nice bin sabırlı dilenci:
“Geçmişlere rahmet!” diyen mezar taşları:
Ey türbeler, ey her biri velveleli bir yâd
Uyandırarak sessiz ve soluksuz uyuyan atalar;
Ey çamurla tozun savaştığı eski sokaklar;
Ey her açılan gediğinden bir olay sayıklar
Viraneler, ey it kopuğun uyuyup pustuğu yerler;
Ey kapkara damlarla ayakta birer yası
Temsil eden tasasız, çürük çarık evler;
Ey her biri bir leyleğe, bir çaylağa yurt
Gamlı ocaklar ki somurtmuş acılarla,
Yıllarca zamandan beri tütmek ne… unutmuş;
Ey midelerin sıkboğaz zehri önünde
Her tür âdiliği yutmakta olan kupkuru ağızlar;
Ey Doğa’nın bağışıyla en hazır, en nimet verici
Yaratılmışken aç, tembel ve kısır;
Her nimeti, her lütfu, kurtuluşun bütün nedenlerini
Gökten dilenen adi boyun eğme… iki yüzlü gidi!
Ey köpek sesleri, ey konuşma onuriyle seçilmiş
İnsanda şu nankörlüğü lânetleyen haykırmalar;
Ey faydası yok gözyaşları, ey acı gülmeler;
Ey dertten ve acizden yakınan sözler, kinli bakışlar;
Ey efsane boşluğuna yuvarlanmış anı: namus;
Ey ikbâl kıblesine çıkan yol: ayak öpme;
Ey eli silahlı korku ki ettiğin kötülükler yüzündendir,
Öksüz, dul ağızlardaki her yakınış talihten;
Ey kişiye dokunulmazlık ve özgürlüğe benzer
Bir soluk alma hakkı veren kanun masalı;
Ey gerçekleşemez vaat, ey ebedi ve mutlak yalan,
Ey mahkemelerden bitevi sürülen hak;
Ey kuruntular saldırısıyla duygusallık gücü gitmiş
Vicdanlara dek uzatılmış hafiye kulakları;
Ey işitilmek korkusuyla kilitlenmiş ağızlar;
Ey hor görülen, kin duyulan ulusallık ünü;
Ey kılıç ve kalem, ey iki siyasal mahkûm;
Ey erdem ve edepten pay alanlar, unutulmuş yüzler;
Ey korku yükünden iki büklüm gezer olmuş
Eşraf ve bütün halk, o ün almış koca toplum;
Ey önüne eğilmiş baş, ki ak pak fakat iğrenç;
Ey tâze kadın, ey onu takibe koşan genç;
Ey hicranla vurulmuş ana, ey küskün duran eş;
Ey kimsesiz, avare çocuklar… hele sizler,
Hele sizler…
Örtün, evet, ey facia… Örtün, evet, ey kent;
Örtün ve de sonsuz uyu, evrensel orospu!...
HÂN-I YAĞMA
Bir sofracık, efendiler yutulmayı bekliyor,
Önünüzde titriyor, bu ulusun hayatıdır;
Bu ulus ki acılıdır, can çekişmektedir!
Ama sakın çekinmeyin, yiyin, yutun hapır hapır…
Yiyin, efendiler yiyin; bu iç açıcı sofra sizin;
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!
Efendiler pek açsınız, bu yüzünüzden bellidir;
Yiyin, yemezseniz bugün, yarın kalır mı, kim bilir?
Şu nimetler yığını, bakın, gelişinizle böbürlenir!
Bu hakkıdır savaşınızın, evet, o hak da elde bir…
Yiyin, efendiler yiyin; bu şenlikli sofra sizin;
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!
Bütün bu nazlı beylerin ne varsa ortalıkta say:
Soy sop, şeref, gösteriş, oyun, düğün, konak, saray,
Hepsi sizin, efendiler, konak, saray, gelin, alay;
Hepsi sizin, hepsi sizin, hazır hazır, kolay kolay…
Yiyin, efendiler yiyin; bu iç açıcı sofra sizin;
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!
Büyük lokmanın sindirimi güç de olsa, yok zarar,
Gösterişin gururu var, öç almanın sevinci var.
Bu sofra ilginizden sizin parlaklık umar,
Sizin bu baş, beyin, ciğer, tüm şu kanlı lokmalar…
Yiyin, efendiler yiyin; bu can veren sofra sizin;
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!
Verir zavallı ülke, verir nesi varsa; malını,
Vücudunu, hayatını, umudunu, hayalini,
Bütün esenliğini, gönlünün bütün sevincini.
Hemen yutun, düşünmeyin haramını, helâlini…
Yiyin, efendiler yiyin; bu iç açıcı sofra sizin;
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!
Bu harmanın gelir sonu, kapıştırın giderayak!
Yarın bakarsınız söner bugün çatırdayan ocak!
Bugün mideler güçlü, bugün çorbalar sımsıcak,
Atıştırın, tıkıştırın, kapış kapış, çanak çanak…
Yiyin, efendiler yiyin; bu çığırtkan sofra sizin;
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!
Tevfik FİKRET
Hân-ı Yağma şiiri Tevfik Fikret’in siyasal ve bürokratik yapı içinde yer
alanlara yönelttiği en ağır eleştirilerdendir. Bu şiirden daha önce yayımlanmış
olan “Rübâb-ı Şikeste”nin de anlamını tamamlayan bir şiirdir. Rübâb-ı Şikeste
“Kırık Saz” demektir. Bu şiir, 1328 (1912) yılında yazılmıştır. Bu tarih
Trablusgarp Savaşı’nın hemen sonrası ve Balkan Savaşı’nın hemen öncesidir.
Tevfik Fikret’in kişiliğini ve öteki şiirlerini de göz önünde bulundurduğumuzda
“Kırık Saz”, dönemde gerçekleşen yolsuzlukların toplumun düzenini bozduğu ve bu
düzenin değişeceğine olan inancı sembolize etmektedir. Bu şiir de bu anlamı
kuvvetlendiren şiirlerden biridir.
Tevfik Fikret toplumsal eleştirilerini şiirleri ve yazılarıyla dile
getirmiştir. Bunu yaparken Ziya Gökalp’in manzumenin ötesine gidemeyen toplumsal
şiirlerinden farklı olarak sanatsal yapıyı kurabilmiş bir sanatçıdır. Tevfik
Fikret’in şiirlerinde fikrî arka plan yanında felsefe ve mitolojinin de etkisi
görülmektedir. O, batı mitolojisinden etkilenmiş ve onun kahramanlarını şiirine
taşımıştır.
PROMETE
Kalbinde her dakika şu ulvi tahassürün
minkar-ı âteşinini duy, dâima düşün:
Onlar niçin semâda, niçin ben çukurdayım?
Gülsün neden cihan bana, ben yalnız ağlayım?...
Yükselmek âsümâna ve gülmek, ne tatlı şey!...
Bir gün şu hastalıklı vatan canlanırsa... Ey
müştâk-ı feyz u nûr olan âti-i milletin
meçhul elektrikçisi, aktâr-ı fikretin
yüklen getir - ne varsa - biraz meskenet-fiken,
bir parça rûhu, benliği, idrâki besliyen
esmâr-ı bünye-hıyzini; boş durmasın elin.
Gör dâimâ önünde esâtir-i evvelin
gökten dehâ-yi nârı çalan kahramânını...
Varsın bulunmasın bilecek nâm ü şânını!...
Tevfik FİKRET |
PROMETE
Kalbinde her dakika şu pek yüce özleyişin
Ateşli gagasını hisset ve daima düşün;
Onlar niçin gökte, ben niçin çukurdayım;?
Niçin cihan bana böyle gülsün de ben yalnız ağlayım?...
Yükselmek göklere ve gülmek, ne tatlı şey!..
Bugün şu hastalıklı vatan canlanırsa… Ey
Nûra ve feyze can atan, milletin gelecekteki
Meçhul elektrikçisi, bütün fikir alanlarının,
-nesi varsa- yüklen getir, biraz miskinliği ezen,
Bir parça ruhu, benliği, anlayışı besleyen
Ve onları canlandıran materyellerini; boş durmasın elin.
Gör dâima önünde evvel zaman masallarının
Gökten “ateş” hârikasını yere indiren kahramanını…
Varsın bulunmasın bilecek adını, sanını.
Tevfik FİKRET |
KAYNAKÇA
Halit Ziya Uşaklıgil, 40 Yıl, İnkılâp Kitabevi, İstanbul–1987
Tanzimat’tan Bugüne Edebiyatçılar Ansiklopedisi, Yapı Kredi Yayınları, Cilt
II, İstanbul–2001
“Tevfik Fikret’in Şiirleriyle Resimleri Birbirinden Çok Farklıdır.” Konuşan:
Hatice Bilen Buğra, Türk Edebiyatı Dergisi, Sayı: 423, Ocak 2009, S.22–25
‘Kaçış’ İmgesi Üzerinden Aşiyan Ya Da Tevfik Fikret, Kemal ÇUBUK, Hayal
Dergisi, Sayı 28, Ocak-Şubat-Mart 2009
Prof. Dr. İsmail Parlatır, Doç. Dr. Nurullah ÇETİN, Tevfik Fikret, Bütün
Şiirleri, TDK Yayınları, Ankara- 2001
Bengisu RONA, Zafer TOPRAK, Bir Muhalif Kimlik Tevfik Fikret, , İş Bankası
Yayınları, İstanbul–2007
Mehmet KAPLAN, Tevfik Fikret, Dergâh Yayınları, İstanbul–1998
İsmail Parlatır, Tevfik Fikret, Akçağ Yayınları, Ankara–2004
Unesco Türkiye Milli Komisyonu, Tevfik Fikret, Ankara–1967
Recep Usta, Tevfik Fikret, Hayatı, Sanatı Ve Eserleri, Kastaş Yayınları,
İstanbul–1986
|
 |